Uzm. Dr. Berna ERMİŞ

Psikiyatri Uzmanı - Psikoterapist

0554 190 59 50
(0224) 502 41 00
info@bernaermis.dr.tr
Hamile Yogası
Farmakoterapi (İlaç Tedavisi)
Psikolojik Danışmanlık
Ruhsal Rahatsızlıkların Takibi ve Tedavisi

İki Uçlu Bozukluk

İki Uçlu Bozukluk Tanımı Nedir?

İki uçlu bozukluk yineleyen mani, hipomani, karma ve depresyon hastalık dönemleri ile seyreden kronik bir hastalıktır. Hastalığın patogenezinde çevresel ve genetik etmenlerin önemli rol oynadığı saptanmıştır. Hastalık sırasında duygudurum bozukluğu çekirdek belirti olmasına rağmen, biyolojik ritim, davranış ve bilişsel işlevlerdeki aksama gidişat üzerindeki asıl etkili faktörlerdir. İki uçlu bozukluk ya da manik depresif hastalık büyük olasılıkla "kimyasal dengesizlik" terimiyle ilişkilendirilebilecek ilk psikiyatrik bozukluktur. İki uçlu bozuklukta birbirinden farklı ilaçların kullanımı ve bu farmakolojik ajanların manik ya da depresif dönemlerdeki farklı etkinlikleri, hastalığın biyokimyasal temellerinde yatan karmaşıklığa işaret etmektedir.Hastalığın genetik ve kimyasal temellerine eklenen stresli yaşam olayları, aile içi çatışmalar, sosyal ilişkiler, uyku uyanıklık döngüsünde bozulmalar, ilaç uyumunda bozukluk gibi tetikleyiciler yinelemelerin ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı saptanmıştır. İki uçlu bozukluğun başlangıç yaşı en yaygın 20 yaş civarındadır. Bunun tersine manini ilk olarak yaşlılıkta ortaya çıkması çok nadirdir. Doğum sonrası iki uçlu bozukluk depresif dönemin sıklığı göreceli olarak yüksektir ve postpartum depresyon hastalarının çoğu iki uçlu bozukluğa sahiptir. Hastalık doğası gereği hipomanik, manik ve depresif dönemlerle seyreder. Manik ve hipomanik dönemler bahar ve yaz mavsiminde artış gösterirken, kış mevsiminde depresif dönemlerin artış gösterdiği belirlenmiştir. Dönemler arasında hastalık belirtilerinin olmadığı ötimik dönemler olur.

Manik dönem belirtileri: En az bir hafta süren (hastaneye yatmayı gerektiriyorsa herhangi bir süre), olağandışı ve sürekli yükselmiş, taşkın ya da irritabl ayrı bir duygudurum döneminin olması, benlik saygısında abartılı artış , uyku gereksiniminde azalma, her zamankinden daha konuşkan olma ya da konuşmayı sürdürmeye zorlama, fikir uçuşmaları ya da öznel olarak düşünceler yarışıyormuş gibi yaşantılama, dikkatin çok kolaylıkla önemsiz ya da ilgisiz bir dış uyarana çekilebilmesi, toplumsal olarak, işte ya da okulda ya da cinsel olarak etkinlikte artış, sınırsızca alış veriş yapma,  düşüncesizce cinsel girişimlerde bulunma, amaçsızca iş yatırımları yapma gibi kötü sonuçlar doğurma olasılığı yüksek zevk veren etkinliklere katılma hali vardır.

Hipomanik dönem belirtileri: Manik dönemde görülen belirtilerin yoğunluğu hastane yatışı gerektirmeyecek düzeydedir ve belirtilerin süresi en az dört gündür. 

Depresif dönem belirtileri: En az iki hafta süren hastanın kendisinin bildirdiği ya da başkası tarafından gözlemlenen her gün süren depresif duygudurumunun olması, tüm etkinliklere karşı ilgi kaybının olması ya da bu etkinliklerden eskisi gibi zevk alamıyor olması. Ayrıca bu dönemde perhizde değilken önemli ölçüde kilo verme ya da kilo alma olabilir. her gün uykusuzluk ya da uykuya dalma güçlüğü, hareketlerde ve zihinsel olarak huzursuzluk hali ya da yavaşlama görülür. Yorgunluk ve enerji kaybı eşlik eder. Değersizlik ve uygun olmayan suçluluk düşünceleri hakimdir. Dikkat dağınıklığı, konsantrasyon güçlüğü, yineleyen ölüm düşünceleri gözlenebilir.

İki uçlu bozukluk tanısı koyulurken manik dönem daha dikkat çekici olup tanı koyulmasını kolaylaştırır. Bununla beraber hastalık kendini tekrarlayan depresif dönemlerle gösterebilir. Bu da doğru tanı koyulmasını zorlaştıran bir durumdur. Tek uçlu depresyondan ayırımı gerektirir. Çünkü hastalık kendini ergenlik ya da erken yetişkinlik yıllarında beliren depresyonla gösterebilir. Bazen bu depresif dönemler klinik açıdan dikkati çekecek kadar ciddidir fakat bazen de bu dönemler ergen ve çevresi tarafından ergenlik problemleri ya da "kötü dönem" olarak tanımlanır. Daha karıştırıcı olan şey de bazen ilk mani döneminin eğer ağır ve psikotik özellikleri de varsa (işitsel ve görsel halüsinasyonlar ya da kötülük göreceğine dair düşünce bozulmaları gibi) şizofrenin ilk döneminden ayrımı zor olabilir. Yapılan çalışmalarda iki uçlu bozukluk hastalarının doğru tanıyı alma süreçlerinin 10 yılı bulduğu saptanmıştır.  

 İki Uçlu Bozukluk Hangi Hastalıklarla Karışır ?

İki uçlu bozukluk hastalık belirtileri açısından farklı psikiyatrik bozukluklarla karışabilir. Şizofreni ve şizoaffektif bozukluk psikotik belirtilerin eşlik ettiği dönemlerede, borderline kişilik bozukluğu ise çabuk değişen ruh hali, sosyal ilişkilerde istikrarsızlık, çabuk öfkelenebilme sebebi ile iki uçlu bozuklukla karışabilir.Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda görülen hareketlilik ve dürtü kontrol mekanizmalarındaki yetersizlik iki uçlu bozuklukla karışabilmesine neden olur. 

İki Uçlu Bozukluk Tedavisi 

İlaç tedavisi iki uçlu bozukluğun ana tedavisidir. Duygudurum düzenleyici ilaçlar, antipsikotikler, antidepresanlar, anksiyolitikler ve gerektiğinde güçlendirici tedavilerle hastanın mevcut atağının tedavisi ve ötimik dönemde kalması sağlanır. Bununla beraber gereken ataklarda elektrokonvulsif tedavi de uygulanır. iki uçlu bozukluğu olan hastaların tedavilerinde başarılı olmanın anahtarlarından biri de ilaç kullanımının yaratabileceği yan etkilerin yönetilmesi ve gözlenmesidir. Rahatsız edici yan etkiler ilaca uyumsuzluğu artırabilir. Farmakoterapinin yanı sıra psikoterapiler de iki uçlu bozukluğun tedavisi açısından önemlidir. Psikoterapinin başlıca hedefleri hastaya hastalığını anlatmak, huzursuzluk ve umutsuzluğunu düzeltmek, hastanın kendi kontrolündeki değişkenlerin önemini hissettirerek yapabileceği bir şey olmadığı duygusunu azaltmak ve sağaltım işbirliğini artırmaktır. Psikoterapiler sırasında mutlaka hastalık hakkında eğitim de düzenlenmelidir. Psikoeğitimin en önemli katkısı hastalık sıklığını azaltmak ve ilaca uyumu artırmaktır. Ailedeki eleştirici, düşmanca ve aşırı duygusal tutumların (yüksek duygulanım ifade edilmesi) hastalık yinelemesini artırdığı öngörüldüğünden, psikososyal tedaviler içinde aile odaklı terapilerin de yeri büyüktür. Sosyal ve sirkadyen ritimlerin düzenlenmesi ile hastanın uygun ışık alımı sağlanmalı ve uyku uyanıklık düzeni sağlanmalıdır.